Sayfalar

24 Ağustos 2012

İki dev arasında Colonia del Sacramento


Brezilya'yi meşhur karnavalları, muhteşem plajları ve Amazon ormanları; Arjantin'i ise nostaljik milangoları, Andes Dağları ve hareketli şehri Buenos Aires'le tanıyoruz. Peki ya Uruguay hakkında ne biliyoruz? İki dev arasında kalmış bir kader kurbanı mı yoksa her şeye rağmen kendi kimliğini ortaya koyabilmiş gizli bir cevher mi?

Bu sorunun cevabını bulmak için yine yollara düştüm ve rotami Uruguay'in liman şehri olan Colonia del Sacramento'ya çevirdim... Peki tamam, size karşı dürüst olacağım: Başta esas amacım pasaportuma fazladan bir damga vurdurmak ve "oraya da gittim" diyebilmekti. Fakat Colonia'a ayak bastığımda bu fikrim tamamen değişti. Uruguay, insanın içine derin bir huzur ve keyifli bir rahatlama getiren neredeyse terapötik bir yer.

UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan Colonia, tarih boyunca bir çok kez İspanyollar ve Portekizliler arasında el değiştirmiş ve şehrin büyük limanı çoğunlukla kaçakçıların tercih ettiği bir giriş noktası olmuş.


Günümüzde de, Colonia'ya gitmenin en kolay ve tercih edilen yolu deniz ulaşımı. Buquebus firması, Colonia ve Buenos Aires arasında günlük hızlı feribot seferleri düzenliyor. Yaklaşık 1 saat süren yolculuk, gidiş-dönüş 60USD'ye mal oluyor. Eğer daha dar bir bütçeniz varsa, 3 saat süren yavaş feribotlar da mevcut. 

Feribotlar Puerto Madero'da bulunan modern bir limandan kalkıyor. Checkin'inimi yapıp çantamı hostese verdikten sonra kendimi bir an için havaalanında sanıyorum. Her iki ülke de, Türk vatandaşlarından vize istemiyor. Feribota binmeden önce, olabilecek en rahat pasaport kontrolünden geçiyorum. Arjantinli yetkili sigarasından son bir soluk alıp boşalan elini pasaportuma uzatıyor ve hiçbir soru sormadan çıkış damgasını vuruyor. Ardından aynı kioskta sohbet ettiği Uruguaylı meslektaşına bir giriş damgası daha vurdurup "Next!" diye bağırıyor....


Bir saatlik yolculuğun ardından körfezin karşı tarafındayım. Yolculuk kısa sürmüş olsa da, feribottan iner inmez kendimi uzaklarda hissediyorum. Bu uzaklık mesafeyle ilgili değil, zamanla alakalı. Colonia'nin patika sokaklarinda gezinirken sanki 300 yıl öncesine, kolonial zamana geri gidiyorum. 









23 Şubat 2009

Machu Picchu'ya bir adim daha yaklastik: Aguas Calientes

Machu Picchu tren istasyonu- Cusco, Peru
"It's not the destination, it's the journey" diyen her kimse eminim ki Machu Picchu'yu kastediyordu. Guney Amerika'nin en meshur patikasi olan Inca Trail'i bir kenara birakin, modern(!) tasima araclariyla bile Machu Picchu'ya varmak en az dort gununuzu alan bir aktivite. Durum boyle olunca, dort gun boyunca ayni insanlarla yolculuk ediyorsunuz ve bu misafirleri agirlayan kucuk kasabalari adim adim gezme firsati buluyorsunuz.
   

Sonraki duragimiz Aguas Calientes. And daglarinin tepesinde bulunan ve Cusco'ya 80km mesafede olan kasabaya ulasmanin iki yolu var: 
- Yurumek (Inka Patikasi): Yaklasik 4 gun suren yolculugun en yuksek seviyesi 4200 metreye kadar cikiyor. Aklimatizasyon icin mutlaka kendinize zaman vermelisiniz. Patika her sene subat ayinda bakim icin kapali tutuluyor. Peru devleti tarafindan uygulanan kota nedeniyle yerinizi bir kac ay oncesinden ayirmaniz ve en azindan 400$'i gozden cikartmaniz gerekiyor.
- Tren: National Geographic tarafindan dunyanin en guzel manzarali yolculuklarindan biri olarak gosterilen 4 saatlik bir tren yolculugu size 60$'a mal oluyor. Gunde sadece tek bir sefer yapiliyor ve bilet bulmak icin haftalar oncesinden rezervasyon yaptirmaniz gerekiyor.


Tren, Machu Picchu'ya sadece 8km'lik bir mesafede olan Aguas Calientes'e ogleden sonra variyor. Milli parka giris icin uygulanan ziyaretci kotasi gunun erken saatlerinde doluyor ve sizi geceyi burada gecirmek zorunda birakiyor.
Kasaba, Urubamba nehrinin iki tarafina siralanmis,  bir kac catma dokme binadan olusuyor. Acikcasi, daglarin olusturdugu muhtesem manzaranin ortasinda kalmis bir gecekondu mahallesini andiriyor. Turistlere hizmet vermek icin acele ile kurulmus bir havasi var.

Otel fiyatlari Cusco'ya oranla oldukca pahali. Kahvalti dahil, ozel banyolu iki kisilik bir odaya 50$ odemeniz gerekiyor -Cusco'da bunun tam olarak yarisini odemistik!

Tren istasyonunun yaninda turistik esyalar satan bir pazar var. Alpaka yununden yapilmis kazaklari ve diger el islerini siki bir pazarlik ile uygun fiyata almaniz mumkun.                        
Aguas Calientes, adindan da anlasilacagi gibi, sicak su kaplicalariyla da meshur. Ertesi sabah 4'te baslayacak olan Machu Picchu tirmanisi icin enerji toplamak ve gunun geri kalaninin tadini cikarmak icin daha guzel bir aktivite zaten dusunulemez. Kendinizi sicak suyun icine atin ve muhtesem manzaraya bakarak, bir kere daha tekrarlayin: "Buraya kadar geldigime inanamiyorum!"

22 Şubat 2009

Inka Wall

Kizartilmayi bekleyen bir guinea pig


Cusco'daki ilk gunumuzu Plaza de Armas cevresinde gecirdik. Meydani cevreleyen kiliselerin dort bir yaninda, cogunlukla turistlere hizmet veren restorantlar, barlar, seyahat acentalari ve alisveris icin kucuk dukkanlar var. Hatta tarihi Inka duvarlarinin ardinda bir McDonald's bile mevcut! Biz, her zamanki gibi, tercihimizi yoresel yemeklerden yana yaptik ve Inca Wall'da hem karnimizi doyurduk hem de folklorik bir dans gosterisi izleme firsati bulduk. Menumuzde kizartilmis guinea pig'den (hamster benzeri bir hayvan) lama biftegine kadar, daha once hic yemedigim tatlar vardi...



                           

Cusco mu? O da nedir?

Plaza de Armas
Inka mitolojisi, Cusco'nun kurulusu hakkinda bir cok farkli efsaneye yer vermis. Bunlardan birine gore Ayar Auca, tanrilar tarafindan ona bahsedilmis kanatlariyla ucup And daglarinin tepesine konar ve artik bu topraklarin, Inka halkina ait oldugunu soyleyip kendini orada tasa cevirir. Kralin bu inanilmaz fedakarligi halki tarafindan karsiliksiz birakilmaz ve sehre, quechua dilinde baykus demek olan qusqu adi verilir.
Cusco'nun kurulusu hakkindaki diger bir hikaye ise efsanevi Inka hukumdari Manco Capac ile ilgilidir. Gunesin oglu olduguna inanilan Manco Capac, Titicaca Golu'nun dibinde tanrilar tarafindan buyutulur. Yetiskin caga geldiginde, halki icin bereketli topraklar bulmasi gerekir. Kiz kardesi ve ayni zamanda karisi olan Mama Quilla ile beraber golun dibinden kazdiklari tuneller sayesinde And Daglari'na ulasirlar. Tanrilar tarafindan saklanmis ve sadece Gunes'in Oglu tarafindan bulunabilecek Altin Asa, bolluk ve bereketli topraklari isaret eder. Manco Capac, asayi buldugu Cusco'da, Inka imparatorlugunun temellerini atar.

Yerel kiyafeti ile Quechua kadin


              Bu kadar sirin gozuktuklerine bakmayin:
              Fotograf cekmek- 2 soles.
              Birlikte cektirmek-  5 soles.
Tum bu efsaneler bir yana, Cusco, hem Inka'lardan hem de kolonial donemden kalma bir cok mimari yapiya ev sahipligi yapan sirin bir kasaba ve Machu Picchu'ya giden yolda zorunlu bir durak.

Inka duvarlari- Sehrin dort bir yani Inka mimarisinin ozellikliklerini tasiyor.


21 Şubat 2009

Mate de Coca



Deniz seviyesinden 3400 metre yukseklikte bulunan Cusco tum zamanlarin en yuksek baskenti olma ozelligini hala korumakta. Vardiginiz ilk gun yuksek irtifadan kaynaklanan mide bulantisi, bas agrisi, sarhosluk gibi rahatsizliklar hissetmeniz oldukca normal. Yerel halk, bunun en iyi ilacinin mate de coca yani koka cayi olduguna inaniyor ve size de bol bol ikram ediyorlar. Koka bitkisinin yapraklarindan yapilan cayin oldukca sekerli guzel bir tadi var. Dusuk dozda da olsa uyusturucu ihtiva ettigi icin Guney Amerika disinda bir cok ulkede satisi yasak.  Peru'yu terk ederken cantanizi bir daha kontrol etmenizde fayda var!




20 Şubat 2009

Bir hayal gercek oluyor: Peru (Lima)

Machu Picchu ile ilk tanismamiz sanirim 12-13 yaslarindayken oldu. Televizyonda izledigim bir belgesel beni adeta buyulemisti. Yuzyillar boyunca kimsenin ayak basmadigi bu gizemli sakli kenti kesfetme istegi icime bir ates gibi dusmustu.

Istanbul'dan Samsun'a gitmek icin bile Ankara'da otobus degistirmenizin gerektigi o yillarda, Peru'ya gidip Machu Picchu'ya cikmak, egzotik bir gezinin otesinde, imkansiz bir hayaldi. Sanirim bu yuzden bir sonraki destinasyonumun Peru olacagini ogrendigimde inanilmaz heyecanlandim.

Hareketimiz her zamanki gibi Montreal'den oldu. Air Canada ile once Toronto'ya ardindan da 8 saatlik bir yolculuk sonunda Lima'ya vardik. Saatlerimiz coktan gece yarisini gostermisti ve bizi Cusco'ya goturecek ucagimiz sabahin ilk isiklariyla hareket edecekti. Lima'daki bu bekleyisi, hem kisitli butcemiz hem de kisitli zamanimiz nedeniyle havaalaninda gecirmeyi kararlastirdik.



Perulular, diger guney amerikalilar gibi oldukca cana yakin ve sicak kanli insanlar. Daha ucak piste iner inmez pilota yapilan kuvvetli tezahurat; gecenin biri olmasina ragmen pasaport kontrolu onunde yakinlarini karsilamaya gelmis insan kalabaligi ve yerel kiyafetleriyle checkin sirasini bekleyen quechua kadinlar... Bunlarin hepsi bana cok farkli bir kitaya gelmis oldugumu anlatan ipuclariydi.

Uur ile birlikte pasaport kontrolunden sonra, insan kalabaligina dalip domestik terminale gectik. Havaalaninda 24 saat acik bir cabinas publicas mevcut. Cabinas publicas, Guney Amerika'nin hemen hemen her kosesinde gorebileceginiz hem internet hem de telefon kabinlerinin bulundugu kafelerdir. Burada biraz oyalanip yarin icin Cusco'da kalacagimiz oteli ayarlamaya calistik ama nafile... 


Gidis katinda, bizim gibi sabahlayan bir cok sirt cantali genc vardi. Kimisinin elinde gitari sarki mirildaniyor; kimisi de uyku tulumunu giymis, bir koseye cekilmis uyuyordu. Bu sahne, seneler once televizyonda gordugum Machu Picchu'nun hala maceraperest insanlarin tercih ettigi, sakli bir cennet oldugunu bir kez daha bana hatirlatti.